Ç o c u k l u k

Bir varmış, bir yokmuş,

Dünyanın bir yerinde mutlu çocuklar yaşarmış.

Çocuklar evlerden çok ağaçlarda, bahçelerde büyürmüş. Mutlu çocukların arkadaşı kuşlar, dostları sincaplarmış. Çok kardeşle, çok oyun oynar, zengin düşlerle yetişirlermiş.

Caddeler, sokaklar onlarınmış.

Yaşadıkları çevrede teyzeler, amcalar, nineler, halalar, dedeler çokmuş.

Yemekler ise say sayabildiğin kadarmış...

Salçalar, reçeller, yufkalar, tarhanalar, erişteler, şıralar, turşular, gözlemeler börekler, pekmezler ortaklaşa yapılır, eşitçe paylaşılırmış.

Herkes birbirini dinler, mutlulukla yaşarmış.

İlkbaharda çiçekler, çocukları selamlar; deniz yazın onları koynuna alır, sonbaharın sararmış yaprakları okulun yolunu onlara gösterirmiş. Kışın boylarını geçen karda -kimse tatili düşünmediğinden- okullarının yolunu tutarlarmış.

Çocuklar anne ve babalarıyla  evlerinin önündeki karları kürer, okulun yolunu açarmış. Çocuklar bir büyük coşkuyla açılan yollardan okula koşarmış. Kartopu oynayanlar bir yana, çoğu, en büyük kardan adamı yapmak için yarışırmış.

Terazi kefeleri, kızaklar kayağa yol verirmiş.

Baharda hıdrellez nice dilekle kutlanır, kent bahara kucağını açarmış.

Irmakta kayık sefası sürer, davullar, zurnalar çalınır; köçekler göbek atar, en lezzetli yemekler  yenirmiş.

Yazın plajlar açılır, motorlar onca insanı denize taşırmış. Balıklarla  yarış  edilir, istiridyelerle, midyelerle koyu bir söyleşiye dalınırmış.

Filmlerin tümü görülür; sinema kötülere ceza kesilen yer olur, iyiler hep kazanırmış.

Çocuklar doğanın kucağında, sıkıntıdan arınmış, erinç içinde yaşarmış. Sevgi ve saygı dört bir yanda boy verirmiş.

Mış...mış’lar uzayıp gidermiş.

Sanmayın ki bu bir düşmüş. Bu benim çocukluğummuş...

Çocukluğum...  Belleğimde  saklanan, yetişkinliğime güvence, yaşamımın temeli çocukluğum...

Bu biraz da tümümüzün çocukluğuymuş.

Şimdi bir an olsun kapatın gözlerinizi, yolculuğa çıkın, çocukluğunuza; onu doldurun avuçlarınıza.

Koklayın güzelliğini.

Resimlerim: içimdeki çocuğun yansıması.

Önünüzde boylu boyunca uzayan: bir koca dünyadır; sevgiyle büyüyen çocuktan, çocukluktan kalan...

 

Şükran Şahin

 

 

Büyülü Güzellik

Her sergisinde, ürünlerine yeni boyutlar kazandıran Şükran Şahin’i, bu kez apayrı bir alana yönelmiş buluyoruz. O; artık yeni resimlerinde yitip giden çocukluğa, çocukluğumuza sefer eyliyor.

Nerede yaşarsa yaşasın, çocuğun ve çocukluğun değerleri ortaktır. Bu değerleri boylu boyunca saran da hiç kuşkusuz sevgidir, coşkudur, mutluluktur, sevinçtir... O duyarlı çağda yakalanan güzelliğin zaman içinde her türlü olumsuzluğa dönüşmesi, solup gitmesi, ne kadar düşündürücü. Bu düşüncelerdir sanatçıyı harekete geçiren, o büyülü dünyadan esintiler getirmek için sorumluluk duyan.

Türkçenin büyük ustası şair Nâzım Hikmet’in dediği gibi dünyayı bir günlüğüne çocuklara versek kimbilir çocuklar, onu ne özgün düşüncelerle donatırlar.

Çocukluk, geçip geldiğimiz; ancak bir daha dönemeyeceğimiz gurbet.

Güzel yurdumuz, düşlerimizin  vazgeçilmez konuğu.

Şükran Şahin, doğup büyüdüğü coğrafyada yaşanan her ayrıntıyı resimlerine bir nakış olarak katıyor. Burada anlatılanlar var mıydı, yoksa sanatçı onları bir aynada mı gördü?

Bilgenin dediği gibi “o güzel insanlar o güzel atlara bindiler, çekip gittiler” Yaşananların bellekten fışkırması için, mevsimini beklemesi  gerekiyormuş.

Şimdi o büyülü dünyanın bin bir rengi akıyor önümüze

İzlediğimiz biraz da bizim çocukluğumuzdur. Şükran Şahin, bu yaşında çocukluğuna neden böyle bir yolculuk yapma gereği duymuş? Gelin sözlerine kulak verelim:

 

“Mutlu bir dünyanın mutlu bir çocukluk yaşayarak gerçekleşeceğini düşünürüm. Öz yaşam sanki çocukluk gibi gelir bana.

Acaba şimdiki çocuklar mutlu mu? Yetişkinlerin yarattığı kaos, masumiyetin yok oluşu çocukluğu kuşatıyor, tüketiyor günümüzde. Bu sergimde kendi çocukluğumdan yola çıkarak, şimdiki çocukların ortamını, oyunlarını, düşlerini ve aradaki farkları birlikte değerlendirelim istedim.

      Uzun yıllar eğitimciliğim nedeniyle hep çocuklarla birlikteyim. Sanırım bu etkileşimle de belleğimin düşsel, büyülü çocukluk kapısını araladım ve çocukluğumun renkleri, oyunları, anıları resimsel evrenime yerleştiğini fark ettim.

      Sanatsal arayışım çocuklukla buluştu, biçim çocukluk ve içtenlik oldu.

      Doğduğum ve büyüdüğüm coğrafyada çocukluk renkli ve özgündü. Bu yüzden Bartın’a özgü kültürel kimlik(yazma motifi, kayıklar, gemiler, oyun ve oyuncaklar) doğanın biçim ve renkleri de anlatım dilimi etkiledi.

      Bu sergimi hazırlarken, görsel dilim yüzeyde arayışını sürdürürken, sözcüklerde biçimle buluştu.    

 Zamanda kaymalar, mekânda değişimler, gerçekliğin yeniden kurgulanması resimsel gerçeğim.”

 

Sanat, yitip gidecekleri korumak kadar, belleğimizde yaşattıklarımızı da günyüzüne çıkarmaktır.

Denizi, dağı, kayıkları, ırmağı, kuşları, öküzlerin çektiği arabaları, eski ahşap konakları düşünürken; anneler, babalar, çocuklar geçiyor önümüzden. Onlar bir büyük güzelliğin içinde oldular, yaşadıkları alanlara anlam kattılar. Emekleri sanatın ölümsüz gücüyle tarihin sayfalarına kazındı.

Şükran Şahin, bu ürünleriyle büyülü, el değmemiş, bir alandan sesler getiriyor. Çocukluğun büyük saflığıyla dokunan bu resimlerdeki büyü, bizi biraz olsun üzerimize sıçrayan kirlerden arındırabilirse bundan daha anlamlı ne olabilir.

Neyi yansıtırsa yansıtsın, sanat güzeldir. Öyleyse bir güzelliği çoğaltmak için birlikte haykıralım: Yaşasın sanat!

Sanatçıya ölümsüzlük yolunu açan başka ne olabilir!

Ahmet Özer