İFADENİN TUTANAKLA TESBİTİNDEN VAZGEÇİLMELİDİR

Genel olarak, tüm hukuk sistemlerinde suç işleyenlerin adalet önüne çıkarılarak hak ettikleri şekilde cezalandırılmalarını amaçlayan soruşturmanın yürütülmesini sağlamak ve kolaylaştırmak
için kolluğa arama, yakalama ve ifade alma gibi bir takım yetkiler verilmiştir. Kolluğun bu yetkilerle donatılması kaçınılmaz olmakla birlikte, yetkilerin aşırı kullanılarak kişi hak ve hürriyetlerinin keyfi olarak ihlal edilmesini önlemek için verilen yetkilerin sınırlarının belirlenmesi, kullanımlarının sıkı denetime tabi tutulması, ve en önemli olarakta kolluğa verilen yetkilere denge oluşturacak şekilde sanığın bir takım haklarla donatılması ihtiyacı kendini göstermektedir.

Sanığın soruşturma sürecinde iki tür riskle karşılaşabileceği genel olarak ifade edilebilir. Bunlardan ilki, kötü muameledir. Kötü muamele sanığın vucut bütünlüğüne karşı olabileceği gibi şeref ve haysiyetine yönelikte olabilir. İkinci olarak, sanığın ifadesinin soruşturma konusu suçla sanığı irtibatlı yapacak şekilde tahrif edilmesi riski sözkonusu olabilir.

Geleneksel olarak sanığın ifadesi kolluk tarafından müdafi veya sanık yakınları hazır bulunmaksızın alınmaktaydı. İfade alma süreci müdafi gibi diğer katılımcılara açılmakla birlikte ifade alma işleminin tutanakla tesbiti uygulamasına devam edilmektedir. İfade almanın hangi şartlarda gerçekleştirildiğine, itirafın ne şekilde ve hangi şartlarda yapıldığına ilişkin bilgiler kolluk tarafından mahkemeye sunulmaktadır. Bu bilgilerin hakikati yansıtıp-yansıtmadığı veya ne ölçüye kadar hakikati yansıttığı uygulamada her zaman tartışma konusu yapılmaya açık olmuştur

Sanığın ifade alma işlemindeki durumu 1992 yılı Aralık ayında Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu'nda yapılan değişiklerle iyileştirilmiştir. Buna göre, ifade alma sırasında müdafi (avukat) hazır bulunabilecek, sanık avukatın hukuki yardımından istifade edebilecektir. Avukatın ifade alma işleminde hazır bulunabilmesi durumunun sanığı yukarıda belirtilen risklere karşı koruyacağı varsayılmaktadır. Kanaatimizce bu beklenti çok sınırlı bir alanda gerçekleşebilir. Avukatın ifade alma işleminde hazır bulunmasını uzun yıllar önce kabul eden ülkelerin istatisliksel verileri göstermektedir ki; ücretsiz olarak da temin ediliyor olmasına rağmen ancak sanıklardan % 20 si avukat talep etmektedir. Başka bir ifade ile, sanıklardan % 80 i bu haklarından çeşitli sebeblerle feragat etmektedirler. Avukatın hukuki yardımını talep eden sanıklarında ancak yarısının ifadesine avukat bizzat katılmakta, geri kalan yarısına ya telofonla hukuki yardımda bulunulmakta veya müdafi sekreterleri veya stajer avukatlar ifade alma işlemine katılmaktadır.

Gözaltı süresinin 24 saat olduğu, ve avukatın sanıkla en fazla yarım veya bir saat birlikte olabileceği gerçeği dikkate alındığında bu mekanizmanın başka mekanizmalarla desteklenmesi ihtiyacı kendini göstermektedir. Ayrıca, avukat ifade alma süresince hazır olmasına rağmen kolluğun baskıcı ifade alma yöntemi karşısında pasif kalıp, müdahale etmeyebilir. Nitekim, İngiltere'de polis bir sanığa avukat huzurunda 900 defa suçu işledigi halde neden itiraf
etmediği telkininde bulunmuş, avukatta bu tarz ifade almaya itiraz etmemiştir. Böyle bir durumda fiziksel olarak mevcut olmasına rağmen, işlevsel olarak ifadede avukatın varlığından söz edilemez.

Sanığın vucut bütünlüğüne, şeref ve haysiyetine yönelik muhtemel kötü muameleye veya ifadesinin sanığı suçla irtibatlı yapacak şekilde tahrif edilmesi risklerine karşı hukuk sistemlerinin sağlayabileceği bir diğer güvence olarakda İFADE ALMA İŞLEMİNİN TEYBE KAYDEDİLMESİ önerilebilir.

Halen Türkiye de sanığın ifadesi görevli memurlarca tutanağa yazılmaktadır. Tutanağa sanığın ağzından çıkan herşeyin aynen yazılabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, tutanağa geçirilirken bazı hususlar tutarsız, ilgisiz görüldüğü için atlanabilir, tutanağı tutan memur sanığın söylediklerine kendi yorumunu katabilir, veya sanığın kullandığı kelimeler yerine başka anlamlara da gelebilecek benzer kelimeler yazılabilir. Bu tür risklerin sanığın ifade tutanağını okuyup, düzeltmesi ve imza etmesi uygulaması ile ortadan kalkacağı ileri sürülebilir. Ancak, sanıklar çoğu zaman tutanağı imzalamak dışında bir seçeneklerinin olduğu bilincinde değildirler. Ayrıca, sanığın ifade tutanağını dikkatlice okuyacağını varsaymakta doğru bir beklenti olmayabilir. Nitekim, Batıda yapılan alan çalışmaları göstermiştir ki, sanık içinde bulunduğu psikolojik yapı itibariyle atlanılan hususları, kelime değişikliklerini farkedebilecek durumda değildir; dolayısıyla tutanağın sanık tarafından imza edilmesi uygulaması bir güvence teşkil etmemektedir.

İfade tutanaklarının sanıkların beyanlarını yansıtıp yansıtmadığı tartışmaları, ancak ifade alma işleminin teyp veya video kaydının yapılmasıyla ortadan kaldırılabilir. İfade alma işleminin teyp veya video kaydının düzenli olarak yapılması durumunda, ifade alma işleminin nasıl bir atmosferde cerayan ettiği, sanığın ve kolluğun tam olarak neler söylediğinin sonradan incelenmesine imkan sağlanacaktır.

Kolluğun ifade alma işleminin teybe kaydedilmesi önerisi Avrupa'da 1950 li yıllarda ortaya atılmıştır (Williams). 1970 li yıllarda, bu önerinin uygulanabilirliği konusunda İngiltere'de çok sayıda alan çalışması yapıldı ve 1988 yılında ifade alma işleminin teyp kaydının yapılması yasal zorunluluk halini aldı. Sadece ses kaydının yapılması ile de yetinilmedi, ifade alma işleminin görüntülü kaydının (video) yapılması geçilmesi için pilot uygulamalar devam etmektedir. Türkiye'deki klasik tutanak sistemininde terkedilerek bir an önce ifade alma işleminin teybe kaydı sistemine geçilmelidir.

İfade alma işleminin teybe kaydı tarafların bilgisi dahilinde yapılmalıdır. Bu süreçte iki kasetli kayıt cihazları kullanılmalı; ifade alma işlemi sonunda kasetlerden biri sanık ve müdafiin huzurunda özel bir bandrolle, açılamayacak şekilde yapıştırılmalıdır. Bandrolün üzeri hazır bulunanlarca imzalanmalıdır. İleride ifade alma işleminin içeriği konusunda bir uyuşmazlık çıkarsa badrollü kasede hakim başvurabilmelidir. Bandrol ancak hakim kararıyla açılabilmeli, kolluğun bandrolü açmaya yetkisi olmamalıdır. Diğer kaset ise kolluk ve savunma tarafından ifade alma işleminin tekrar incelenmesi, dinlenmesi amacıyla kullanılabilmelidir.

Teyp kaydı uygulamasına geçilmesi, suçluların cezalandırılmasını sağlamaya yönelik olarak kolluğun sahip olduğu yetkileri kötüye kullanabilmesi riskine karşı önemli bir güvence oluşturacaktır. Sanığın ifade süresince baskıya maruz kalması engellenebileceği gibi, sanığın ifadesinin eksik veya yanlış olarak kaydedilmesini de önleyecektir. Dolayısıyla, mahkemelerin gündemi hazırlıktaki ifadelerin nasıl elde edildiği tartışmaları ile meşgul edilmekten kurtulacaktır. Ayrıca, kolluğun ifade alma sırasında sanığa baskı uyguladığı yönünde yerli-yersiz ortaya atılan iddiaların önüne geçilecektir.

main | articles | books