Hasan Huseyin'den Siirler:
 

NE GÜZEL
NE GÜZEL

Uyandım birdenbire
Motor mu kuş mu köpek mi silah mı ısık mı bilemiyorum
Parasütüm bitkin ve soluksoluğa
 yıllarca sonra dönülmüş bir babaevi sabah
 yıllarca aranılmıs ve bulunmus bir yitik esya
      gibi hersey

İste dikiş makinası
İşte sepet
İşte ütü
İşte yarım kitaplar
İşte çam kolonyası
İşte soyunup attıklarımız

Pencerede ışıl ışıl gülüyor gencecik kavak
   aman ne güzel
televizyon anteninde bir çift sığırcık
çatıda bir çift kumru
ve yanımda sekiz yıldır öptüğüm kadın
 ısırılmış elma yanıbaşında
  yenik düşmüş dikenli çit
baktım
 yatağımdayım
ağrım sızım yaram berem yok
başladı kuşlar gibi çırpınmağa yüreğim
     ne güzel
     ne güzel

yıkanıp kurulanıp tarandım
doya doya baktım aynada kabarık kırçıl saçlarıma
 uçlarını azıcık büktüm bıyıklarımın
 

ne düşündüm ne yaptımsa bugüne dek
   hep onlar için
ne dedim ne söyledimse
   onlar adına
hapislik işsizlik kahır
ve intihar yalnızlığı
kahpelikler puştluklar aldatmacalar
ne çektimse bunca yıl
  kurtulsun diye onlar
     ne güzel
     ne güzel
ocakta çaydanlık cızırdıyor
bir bardak sıcacık çay gibi güldüm
zeytin ekmek yiyecektim
     ne güzel
sigara tüttürecektim
türkü dinleyecektim
dolmuşa binecektim
yolculuklar kuracaktım
   (güneyi boydanboya dolaşıp
   ormanlı ayışıklı balıklı bir deniz köyü
   gecenin sınırından dönüp
   bol yıldızlı bir güney uykusunda
     ne güzel
     ne güzel)
ağzımda buruk tadı kara zeytinin
parmakuçlarımda sıcacık rengi çayın
komşum binip gitti kendi arabasına
    kör olayım kıskandım
azıcık başka baktım
 balkondaki çıplak kadına
  sarışındı uzundu kalçalıydı
  uzaktan bakıyordu her şeye
  köpeği erkek bir buldok
  kocasını sevmiyordu

yalan söyleyene sövdüm radyoda
gazete tükürdüm suratına itin birinin
bu kadar da olmaz ki
biryerde biter bu namussuzluk
ben hep onlar için söyledim şiirlerimi
onlar için yazdım bütün yazdıklarımı
ne çektimse bunca yıl, onlar uğruna
istedim ki duyar gibi yağmuru duysunlar yüreklerinde
istedim ki tokat gibi insin suratlarına
istedim ki desinler
  işte bizim de şairimiz
  işte bizim de sesimiz
  işte bizim de kurtuluşumuz
demediler bir tek gün
demediler bir tek gün
ağaçlar anladı beni
kayalar sular yollar
ama onlar anlamadı
ama onlar iğilmedi şiirlerime
     ne güzel
     ne güzel
çay içtim iki bardak
tam on iki zeytin iki dilim de ekmek
ağrı sızı yok miğdemde
üstüne bir sigara
     ne güzel
     ne güzel
bir gün belki çıkar ortaya
kazılarda bulunan altun heykeller gibi
   cıncık boncuk kap kacak
    altun paralar gibi
 bir gün belki çıkar onlar için söylediklerim
 onlar için yazdıklarımı çıplak güneşe

okullardan geçmiş olurlar belki
kölelikten çıkmış olurlar belki
mutluluğa ermiş olurlar belki
yollarda işyerlerinde kumlarda ormanlarda
 insan insan okurlar belki şiirlerimi
 ve derler
–ronsar’ın sevgilisinin ronsar için dediği gibi–
amma da çok severmiş hasan hüseyin bizi
     ne güzel
     ne güzel
kapıyı çekip çıktım sokağa
öpüşmek gibi birşey sokakta hava
havada mavi
havada yeşil
havada sarı
havada altun işlenmişliği kavganın
gömleğim
pantolonum
kunduralarım
ve artık benim için düşman bir tanıktan başka
    (birşey olmayan sarı basın kartım
çok pahalı arabalar
çok zengin çöpkutuları
çok besili itler kediler
ve otobüs bekleyen aç yüzlü emekçilerim
     ne güzel
     ne güzel
ben bu şiire yaşanmamış denizlerimi
ben bu şiire gidilmemiş ülkelerimi
ben bu şiire utanmazca çalınmış emeklerimi
ellerimden uçup gitmiş yıllarımı ben bu şiire
   koydum a dostlar
akrabalar götürdü ciğerlerimi
zindanlarda kaldı kolum kanadım
birgün yaslanırlar belki
 koca bir dağa yaslanır gibi
  şiirlerimdeki korkunç acıya
ne güzel
     ne güzel
otobüs kuyruğunda onbeşinciyim
kimi cam silmeğe gidiyor kimi odun kırmağa
kimi köpek gezdirmeğe kimi yatmağa
kiminin kocası işsiz kiminin hapis
kiminin hastası kalmış sokakta
çocukları baştan çıkmış kiminin
otobüs kuyruğunda onbeşinciyim
mezbahaya gidiyor gibi doluşuyoruz
iyi ki öksürtmüyor beni sigara
iyi ki bilincindeyim yaptığım işin
biliyorum önümdeki çoktan erkeksiz
erkeksimiş iki kız onun önümde
çukulata naylon çorap sinema
çimdik moru gözlerinin halkası
balkondaki sarışının zengin kocası
kocanın yatağında bir erkek buldok
iyi ki bilincindeyim çağımın
iyi ki yaşıyorum bütün boyutlarıyla
iyi ki sövebiliyorum ağızdolusu
ne güzel
     ne güzel
1.74 değil boyum
  1074
72 değil kilom
  1072
puf desem toz ederim bu kenti
yürüsem çatır çatır çöker bu asfalt
ey insan kılıklı madrabazlar soyubitmişler
 zorlamayın o kapıyı
 dokunmayın o tellere
kuyudan çıkan toprak
 sığmaz kuyuya
doldurur caddeleri birgün olur ki
ağıtlarda sessiz sessiz yatan aptallık
 

bu aynalar
bu aydınlık
 çılgınca mutluyum kamçılanmaktan
ne güzel
     ne güzel
      HASAN HÜSEYİN
 
 
 

ACIYI BAL EYLEDİK

        “Pir sultan ölür dirilir”

bak şu bebelerin güzelliğine
  kaşı destan
  gözü destan
  elleri kan içinde

kör olasın demiyorum
kör olmada
gör beni

damda birlikte yatmışsız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüsüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana

sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne
 

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
  gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne
 

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu
 

kör olasın demiyorum
kör olma da
  gör beni

    Hasan Hüseyin